22 Temmuz 2008 Salı

Bal Reçelden Pahalı mı Olmalı?

Türkiye'de bal fiyatlarının düşüklüğüne vurgu yapmak için, reçel fiyatına satıldığı söylenir. Üretimden uzak olanlar ve reçeli market rafından alanlar açısından bakarsak bu karşılaştırma doğru olabilir. Ama reçelin kavanoza girinceye kadarki aşamalarındaki zahmeti görürsek, bal ile reçel karşılaştırmasının ne kadar anlamsız olduğunu anlayabiliriz.


1997 yılında köye merak saldım. Büyükşehirde yaşayan ve gün boyu beton binalardan başka birşey görmeyenlerin en büyük düşüdür, bir gün köye dönmek doğa ile başbaşa yaşayabilmek.

Evin önündeki bahçeye bütün meyvelerden üçer beşer tane diktik. Kuruyanları temizledikten sonra meyve veren yaklaşık 120 tane de vişne ağacımız var.

Vişne bahçesinin çapalama, sulama, ilaçlama ve budama bakımlarını yıl içinde babam yapıyor. Her Temmuz ayında ise bize toplamak düşüyor. Yıllık iznimi vişne hasat mevsimine denk getiriyorum.

Köyler imece usülü yardımlaşmanın yaygın olduğu yerler. Sağolsun köydeki hısımlarımız toplama sırasında yardıma geldiler.

Hasat zamanı oldukça yorucu geçiyor, sabah en geç 7.30 da bahçeye iniliyor, akşam 20.00 gibi kasalar traktöre yüklenmiş oluyor.

Hasat sonu yanyana dizilen kasalar günün yorgunluğunu unutturan bir görüntü oluşturuyor.

Gelelim reçel ve bal hesabına. Bizim vişnelerimiz henüz reçel aşamasına gelmedi, toptan sattık. Fakat satış aşamasına getirmek bile büyük bir çile. Yaklaşık 5 kişi 3 gün boyunca vişne topladık. 1 ton civarında vişne oldu. Kilosu 1 liradan 1000 YTL para alındı.
Babam bahçeyi sürdürmek için 300 ytl vermiş, budatmak için 75 ytl, ilaçlatmak için 100 ytl.
Kendisi de fidan diplerini 8 günde çapalamış, 5 kişi de 3 günde hasat yaptı, yevmiyeleri siz yazın.
Dikkatli bakarsanız fotoğrafın orta sol tarafında arı kovanlarını farkedebilirsiniz. Mevsim başında 10 kovan vardı. Çoğu oğula kaçmış, babam 4 tanesi yakalamış kovana koymuş. Oğula kaçanlar ve başka problemi olanlar katlara çıkamamış. 3 Kovan kata çıkabilmiş, bu arılardan yaklaşık 70 kg bal süzebildik. Bu balı kilosu 15 YTL den satsak 1000 YTL civarında para tutuyor.
Yani yıl boyu verilen büyük emekler ve yapılan masraflar karşılığında yaklaşık 7 dönümlük vişnelikten alabildiğimiz vişne 1000 ytl civarında, bahçenin bir köşesinde saldım çayıra mevlam kayıra mantığıyla yetiştirilen arılardan hasat edilen bal da aynı değerde.
Eğer bal ile reçeli verilen emek ve çekilen çile ile karşılaştıracak olursak, kesinlikle reçel baldan daha pahalı olmayı hakediyor.


2002 yılında tamamlayabildiğimiz fakirhanemiz. İnşaatı ve bitmesi benim açımdan epey zorlu oldu. Görenler villa muamelesi yapıyor ama harcanan malzeme sıradan bir gecekonduya yapılan masraftan fazla değil. Sadece şekline şemaline biraz dikkat ettim. Bir de boyayınca iyi bişey olcak sanki.

Evimizin balkonundan görünen manzara. Burada oturarak içilen çayın keyfine doyum olmadığını söylemeye gerek yok.

Hasattan sonra işimiz bitti rehavetine kapılamadık. Babam bahçenin ota boğulmasını önlemek için komple bir çapalamadan geçirilmesi talimatını verdi. Bu operasyonda Enes oldukça yüksek bir performans gösterdi, hepimizden çok çalıştı. Sanki bizden bayrağı devralmaya çoktan hevesli gibi.

Babamın yönlendirici talimatlarıyla çapa yapmanın mantığını kavramaya çalışırken, Enes yanda kıs kıs gülüyordu.

Hep çalışmadık tabiki, çapa makinesinin kayış yanınca bize de gezmek düştü. Bu fotoğraf karesi iyi oldu sanki, insanoğlunun yeryüzündeki büyük yolculuğunu anlatıyor gibi.

Arif Uysalın köyü bu dağların ardında.

Küresel ısınma ve kuraklık problemini bu seferki gezilerimizde çok net gördük. Daha Temmuz ayı olmasına rağmen birçok pınar kurumuş. Çocukluğumuzda hayvanları suladığımız pınarları bu şekilde görmek hüzün verici bir duygu.

Suyu damacanadan içmeye alışkın yeni nesil için bu pınarlar çok anlam ifade etmez. Ama bizim için bir yaşam kaynağıydı onlar. Çantanda ekmeğin ve biraz da kuru soğanın varsa, bir pınar başında oturmanın keyfi hiçbirşeyde olmazdı.

Köyümüzün yaylasında akşam üzeri, güneş batmak üzere.

Bu dağın ardında bi dağ var oyyy oyy oyyy. Bu dağın ardında bi dağ var oyy oyyy oyyy.

Güneşin batışı köy maceramızın sonunu bittiğini anlatıyor. Cumartesi sabah erkenden kalkıp Bilecik yollarına düştük. Sevgili arıcı arkadaşımız Arif Uysalın oğlunun sünnet düğününe yetişeceğiz.

Allah tamamına erdirsin, damat olduğu günleri de göstersin temennileriyle düğünden ayrıldık.

Bu arada Eskişehirden Birol Temur arkadaşımız da düğündeydi. Karşılıklı olarak gözümüz bir yerden ısırıyor pozisyonunda kaldıktan kısa bir süre sonra jeton düştü. Arıcılık ve internet çok güzel dostlukların oluşmasına vesile oldu. İlerleyen yıllarda bu dostlukların daha da pekişmesi dileğiyle.

Bileciğe gelmişken Şeyh Edibali Türbesini ziyaret ettik ve Türbe bahçesinde kurulmuş yörük çadırında birşeyler içip dinlendik.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu ders olarak anlatılırken, Şeyh Edibalinin adından çoğu kez söz edilmez. Ama 400 çadırlık bir aşiretin, 50 yıl içinde dünyaya kafa tutan bir imparatorluk kurabilmesinin arkasındaki ruhu anlayabilmek, Şeyh Edibaliyi kavrayabilmekten geçer.
Kısa bir anektod, Osman Gazi Şeyh Edibali'nin kızı ile evlenmek isteyince, Ahi Şeyhi Olan Edibali, bizim töremizde mesleği olana kız verilmez der. Osman beyin beyliğini meslekten görmez. Bu cevabı alan Osman Bey, Bilecik tabakhanesinde 6 ay çalışır ve Kalfalık beratı alır. Böylece Şeyh Edibalinin kızı ile evlenmesinin önündeki engel kalkmış olur.

Bu da bütün çocuklar melektir deyiminin fotoğrafı. Allah anasına babasına bağışlasın. (Birol Temur'un kızı)

4 yorum:

HB dedi ki...

Bizim kulakları çınlattınız mı?

Reçel baldan pahalı mı olur Allah aşkına...

"Ahi Şeyhi Olan Edibali, bizim töremizde mesleği olana kız verilmez der."

"Ahi Şeyhi Olan Edibali, bizim töremizde mesleği olmayana kız verilmez der."

Murat Çakır dedi ki...

Bir gazetenin düzeltme servisinde çalışan arkadaşım önemli bir haberde ciddi bir kelime hatasını görmemiş. Gazete öyle basılmış. Ertesi gün okuyuculardan ciddi tepki telefonları gelmeye başlayınca, savunma istemişler, bizimkinin savunması şöyleydi: Okuyucularımızın gazetemizi dikkatli okuyup okumadığını öğrenmek için o hatayı bilerek düzeltmedim. Demek ki bizim okuyucularımız gazetemizi ciddi ve dikkatli olarak okuyorlarmış ne güzel bunu öğrenmiş olduk.

kadıoğlu dedi ki...

abi resimlerin ve yorumların için çok teşekkür ederim inan okadar içtenlıkle içime sindire sindire okudum ve resimlere baktım bu süre bir su bardağı çay bitene kadar çayım bittiğinde bekliyomki hanım çayımı dolduracak diye evde olmadığını bile unuttum ve sanki seninle birlikte oralarda gezındiğim hayaline kapıldım

MUHTEŞEM TURUNÇ dedi ki...

Abi eski ustalar çıraklarına herşeyi öğretir ama bir şeyi kendilerine saklarlarmış. Babanda sana çapa makinası kullanmayı öğretmesine öğretmiş ama eldiven konusunu kendine saklamış ellerin o nedenle su toplamış:))) bak kendi eldivenleri nasılda giymiş:)))