22 Nisan 2007 Pazar

Komşu Arılıkları Ziyaret

İstanbul'da ya da büyükşehirde yaşamayı kanıksadıkça, bütün dünyamız arabamızı kullandığımız otoyollar, işe gelip gittiğimiz caddeler oluveriyor. Çoğu zaman mekan olarak hiç de uzak sayılmayacak güzelliklerin farkına varamıyoruz.

Ben blogumun girişindeki yazımda da söylediğim gibi, İstanbul'da yaygın olarak arıcılık yapılabileceğini hiç düşünmemiştim, ta ki internet aracılığıyla İstanbullu arıcılarla tanışıncaya kadar.

Meğer bizim arıları koyduğumuz Ayazağa'da, bize taş çatlasa 4 km uzakta başka bir arıcı abimiz daha varmış.



Pazar günkü ziyaretimde, daha önceden MSN muhabbetlerinde fikir sahibi olduğum, Bulgaristan yapımı kovanı görmek imkanı buldum.

Bizde genelde 1 takım kovan, kuluçkalık ve ballıktan ibaret sayılır. Fakat bu kovan takımında 2 tane ballık var. Bu tercih diğer ülkelerle aramızdaki verim farkını gösteren bir örnek olsa gerek. 1 kovanın 2 ballığa ihtiyaç duyacağı öngörülmüş.

Kovan köşeleri birbirine geçmeli yapılmış ve çivi kullanılmamış. Bizim yerli kovanlardan en büyük farklarından biri de, ballıklarında da küçük uçma delikleri olması.

Bu uçma delikleri hem çift analı koloni sistemi için, hem de yoğun nektar akımının olduğu günlerde ballıktaki uçma deliğini açarak arıların yolunu kısaltıp işlerini kolaylaştırmak için.

Tabi özellikle yazın kovan havalandırmasına yapacağı katkıyı da unutmamak lazım.



İstanbul'un o binalarla kaplı yeşile hasret merkezinden, yaklaşık 5 km ötede böyle bir ortam olması gerçekten şaşırtıcı.



MSN'de muhabbet ettiğim ve bugün arılığını ilk defa ziyaret ettiğim Mustafa Kabaoğlu arılarının bakımını yaparken, benim Enes de sanki ileride büyük arıcı olcakmış gibi olayı yakından izliyor.



Mustafa Kabaoğlu elinde yavrulu arılı çerçeveyi tutarken, yüz ifadesi yine o arıcılarda görmeye alışık olduğumuz şekilde. Kalp huzuru ve o andan mutlu oluş sezilebiliyor.



Eski kitaplarda "Gayret Perileri" olarak tanımlanan arılar iş başında.



Genelde arılıklarda eski tip karakovanlara da rastlamak mümkün. Fakat bu kovanlar bal üretiminden daha çok nostalji amacıyla tutuluyor.



Dışından gördüğümüz kovanın iç görüntüsü böyle. Sol taraftan yeni dalakları yapmış, arıcının müdahalesi olmadan kendi bildiğince çalışıyor.



Şimdiye kadar arılıkları gezerken, özellikle eski arıcıların kendilerine özgü, diğer arıcılarda bulunmayan yöntemleri olduğunu farkettim. Yukarıdaki körük de bu farklı uygulamaya bir örnek.

Körüğün üst kısmında delikler açılmış.

Mustafa Abinin anlattığına göre körüğün yanması esnasında oluşan nem, bu deliklerden tahliye oluyor. Bunun faydası, körük uzun süre yandıkça içinde oluşan ve zaman zaman da dışarı akan ziftin olmaması.



Bu karenin altına yorum yazmaya gerek yok. Doğal ortam, arılar, çay, sohbet....



Arılıklar için bulunmaz nimet. Malzemenin depolanabileceği kapalı mekan ve birçok arılıkta problem olan tuvalet imkanı.

1 yorum:

Halil Bilen dedi ki...

Abi çok merak ediyorum...

Arı zararlılarından olan bir hayvan hiç gündeme geldi mi?